“Bayat ekmek kalmadı ama askıda iki ekmek var amca, istersen vereyim.”
Mahalle fırınında ekmek sırasındayım… Günlük telaşın, küçük hesapların, sıcak ekmek kokusuna karıştığı o tanıdık kalabalıktan biri fırıncıya seslendi:
“Bayat ekmek var mı?”
Üzerindeki takım elbise ütülü, ayakkabıları boyalıydı. Konuşması ölçülü, hâli vakur yaşlıca bir adam… İlk bakışta ihtiyaç sahibi gibi durmuyordu. “Herhalde kuşlara atacak,” diye geçirdim içimden.
Fırıncı cevap verdi:
“Bayat ekmek kalmadı ama askıda iki ekmek var amca, istersen vereyim.”
Yaşlı adam
“Yok evladım,” dedi, “onu hiç parası olmayan birine ver. Benim biraz param var. Diğer fırına bakarım.”
Ve sessizce çıktı.
Sonra öğrendim… Emekli bir öğretmenmiş. Yıllarca bu fırından aldığı her ekmek kadarını askıya bırakmış. Son iki yıldır ise bayat ekmek almaya başlamış. Fırıncı genelde ona ayırırmış ama o gün bayat ekmek kalmamış. Askıdan ekmek almayı ise kendine yakıştırmazmış.
Derinleşen ekonomik kriz halkı yoksullaştırırken, bir yandan da görünmeyen bir dayanışma ağı örüyor aramızda. Askıda ekmekler, askıda faturalar… Hepsi aynı gerçeğin farklı yüzleri.
Ama o yaşlı adam başka bir şey yapıyor:
Askıdan ekmek almayarak askıya onurunu, vicdanını ve başkasını önceleyen bir insanlık dersi bırakıyor.
Bazıları askıya ekmek koyar.
Bazıları ise umut.
Ve o umut, en çok ihtiyacı olana ulaşsın diye kendi ihtiyacını geri çekenlere; umudu askıdan alıp en çok ihtiyacı olana vermeye çalışanlara selam olsun.