Akıl Tutulması!

Devlet Ciddiyeti (!) Bu Kez Tayta Takıldı!
Gün geçmiyor ki canım ülkemde yeni bir akıl tutulması yaşanmasın!
Ardahan Valisi’ni tanımam. Hayatı boyunca ne tür hizmetlere imza atmış, hangi dosyaların altında imzası var, devletin hangi kademesinde neyi doğru, neyi yanlış yapmış; zerre fikrim yok. İnanın, umurumda da değil. Benim derdim kişiyle değil; o kişinin “giydiği kıyafet” üzerinden verilen kararın temsil ettiği o karanlık, o tutarsız ve o mide bulandırıcı zihniyetle.
Bir vali, profesyonel bir sporun doğal gereği olan bir kıyafeti giydi diye görevden alınıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nde bir mülki amirin kariyeri, bisikletin selesi ile giydiği taytın arasında sıkışıp kalmış durumda. Şu absürtlüğe bakar mısınız?
Hukukun siyasete sirayet ettiği, liyakatin bir kenara bırakılıp sadakatin tek kriter hâline geldiği, kamu kaynaklarının şahsi emeller uğruna harcandığı bir atmosferde; asıl sorgulanması gerekenler koltuklarında huzurla oturmaya devam ediyor. Bu ülkede yolsuzluk iddiaları ayyuka çıkmış, yoksulluk halkın boğazına düğümlenmişken; tüm bu yapısal enkazı görmezden gelenler, sıra bir valinin spor kıyafetine gelince “ahlak bekçiliğine” soyunuyor. Görevi başında vatandaşına tepeden bakanlar, yasaları kendi çıkarları doğrultusunda eğip bükenler dokunulmazlık zırhıyla korunurken; bir bisiklet taytı “devlet adabına aykırı” bulunabiliyor.
Hangi devlet adabı bu? Kamu görevlisinin anayasal suç işlediği dosyaların rafa kaldırıldığı, halkın huzurunu kaçıranların ise “başarılı” bulunup terfi ettirildiği bir coğrafyada; spor yapan bir adamın bacakları mı devletin bekasını tehdit etti? İktidarı kendi arka bahçesi sananlar, yargıyı bir sopa gibi kullanarak kendi kodlarına uymayan herkesi tasfiye etmeyi bir güç gösterisine dönüştürmüş durumda. Bugün koltuklarını kişisel iktidarlarının kalkanı hâline getirenler, halkın gerçek sorunlarına değil, insanların yaşam biçimlerine odaklanarak o koltukların ağırlığını daha da basitleştiriyorlar.
Bu kararı alanlara soruyorum: Sizin devlet anlayışınız bu kadar mı sığ? Bir valiyi görevden alacaksanız; icraatıyla, hukukun üstünlüğüne sadakatiyle, yolsuzlukla mücadelesiyle veya liyakatiyle sorgulayın. “Tayt giydi” diyerek alınan bir karar, o kararı veren makamın ciddiyetini yerle bir ediyor. Bu, devlet yönetimini bir mahalle baskısı seviyesine indirgemektir. Kimlerin bu ülkede görevden alınmadığına, kimlerin halkın geleceğini kararttığına bakınca; bir bisiklet kıyafetinin neden bu kadar “tehlikeli” görüldüğünü anlamak zor olmuyor. Mesele kıyafet değil; mesele, bireyin özgürlüğüne, kendi hayatını yaşama biçimine vurulan bir darbedir. “Bizim gibi değilsen, bizim kodlarımıza uymuyorsan, o koltukta oturamazsın.” dayatmasıdır.
Çünkü asıl sorun hiçbir zaman bir spor kıyafeti olmadı. Sorun, farklı olana tahammül edemeyen ve bunu devletin ciddiyeti diye pazarlamaya çalışan o dar kalıplı zihniyettir. Oysa devlet, bireyin yaşam biçimine müdahale ederek değil; hukukun üstünlüğüne sadık kalarak itibar kazanır. Kıyafetleri yargılayıp adaletsizlikleri görmezden gelen bir düzen, gücünü değil, sadece kendi korkularını sergiler. Unutulmamalıdır ki; korku üzerine inşa edilen hiçbir otorite, ne gerçek bir saygı üretir ne de tarih önünde meşruiyetini koruyabilir.