Var olmak mı yorar yoksa yok olmak mı insanı; var olurken yok olmak mı, yok olurken yük olmak mı?
Bir zamanlar bu ülkenin harcını karan, imzasını atarken kalemi titreyen o ağırbaşlı insanlar…
“Devletin malı yetimin hakkıdır” anlayışıyla uykuları bölünen, bir kuruşun hesabını mahşere bırakmamak için saçlarını ağartan bir nesilden bahsediyorum.
Bir evrakın altına imza atmadan önce, o kararın etki edeceği binlerce hayatı düşünüp ince eleyip sık dokuyan o insanlar; bugün bir paket sütün etiketine bakıp alıp almama kararını verirken titriyorlar.
Dün “Sayın Müdürüm”, “Hanımefendi”, “Beyefendi” hitaplarıyla karşılanan; sözü senet, duruşu ders olan o pırlanta insanlar, bugün market koridorlarında birer “fazlalık” gibi görülmenin ağırlığı altında eziliyorlar.
En ucuzunu bulabilmek için rafların önünde fazladan geçen o birkaç dakika, sabırsız bakışların hedefi olmalarına yetiyor:
“Teyze kenara geç, amca acele et.”
Bir zamanlar vatanın yükünü omuzlayan o insanlar, şimdi bir market poşetinin ağırlığı altında mahcup ediliyorlar.
Sahi…
Biz ne zaman orta sınıfı bir masal kahramanına dönüştürdük?
Ne zaman fakirlik kader, zenginlik fakire keder oldu?
Gençlere “çalışın, dürüst olun” dediğimizde; karşılarında ömrünü dürüstlüğe adamış ama bugün torununa bir çikolata bile alırken cebini yoklayan bir dedeyi gördüklerinde, biz onlara tam olarak hangi umudu miras bırakacağız?
Var olmak mı yorar yoksa yok olmak mı insanı;
var olurken yok olmak mı, yok olurken yük olmak mı?
Bugün bir emekli, torununun gözlerine bakarken gözlerini kaçırıyorsa; bu onun değil, ona kuş kadar maaşla yaşamayı reva görenlerin utancıdır.
Onca yıl vatana hizmet etmiş bir insanın, yaş almaktan çok “masraf” olmaktan korkması; bir toplum için sadece ekonomik değil, ahlaki bir çöküştür.
Onca emek, onca alın teri ve vatana adanmış yıllar gerçekten sadece market market dolaşıp en ucuz makarnayı aramak için miydi?
Biz bu insanlara sadece revize edilmiş maaş borçlu değiliz.
Onlara itibarlarını, huzurlarını ve küstürdüğümüz yaşama heveslerini borçluyuz.
Bir ülkenin kalitesi, en zengininin yaşadığı lüksle değil; yaşlısının, emeklisinin huzuruyla ölçülür.
Eğer biz, ömrünü bu topraklara vermiş bir çınarın dalını kırıyorsak; yarın gölgesinde serinleyecek hiçbir ağaç bulamayız.
Ve mesele yalnızca emeklilerin meselesi değildir.
Gelirin adaletsiz dağılımı, gençlerimizin de umutlarını köreltmektedir.
Kısa yoldan zengin olma hayalleriyle yasa dışı bahis sitelerine yönelen, emeğin değil şansın peşine düşen bir kuşak yetiştiriyoruz.
Bir toplum bir yandan yaşlısını mağdur ediyor bir yandan gencini umutsuz bırakıyorsa; maalesef orada sorun sadece ekonomik değildir, esas sorun adaletsiz yönetim biçimindedir.