Pazar tezgâhının ardındaki gerçekler
Semt Pazarı Üniversitesi
Farkındalık yaratmak için çıktığımız yollar, bazen bizi hiç hesapta olmayan gerçeklerle yüzleştirir.
Geçtiğimiz günlerde, Otizm Farkındalık Günü için düzenlenecek bir etkinlikte giymek üzere renkli çoraplar almak için semt pazarına gittim. Amacım basitti, süre kısıtlıydı. Ama o gün, bir çift çoraptan çok daha fazlasını alarak ayrıldım pazardan.
Pazar sokağı uzundu. Zaman kaybetmemek için pazarda satış yapan bir tanıdığıma çorapları nerede bulabileceğimi sordum. “Pazar esnafı” dediğim kişi, aslında üniversite mezunu, donanımlı bir kadındı. Türkiye’nin derinleşen ekonomik gerçekliği, onu ve eşini ek iş olarak pazarcılığa yöneltmişti.
Aradığım çorapları kısa sürede bulduk. Sonrasında, tezgâh arkasında içilen bir bardak çayla başlayan sohbet, ülkenin fotoğrafını çeken bir tabloya dönüştü. Arkadaşımın eşi Elektrik-Elektronik öğretmeniydi. Şaşkınlıkla yaptığım “Pazarın akademik seviyesini artırmışsınız” esprisine verdiği yanıt ise gülümsetmekten çok düşündürdü:
“Yan tezgâh Gastronomi mezunu, diğeri Metalurji mühendisi… Biraz ileride KHK’lı bir Milli Eğitim müdürü var.”
İşte o an, bir semt pazarının aslında bir “üniversiteye” dönüştüğünü fark ettim. Ama bu, övünülecek bir tablo değildi.
Bugün Türkiye’de iyi eğitim almış, meslek sahibi binlerce insan; ya emeğinin karşılığını alamadığı için ya da aldığı ücretle hayatını sürdüremediği için farklı işlerde tutunmaya çalışıyor. Bu bir tercih değil, bir zorunluluk. Bir yanıyla umut verici; çünkü insanlar yılmıyor, çalışıyor, üretiyor. Ama diğer yanıyla derin bir sorgulamayı zorunlu kılıyor: Neden?
Emek, her koşulda en yüce değerdir. Pazarda tezgâh açan da, mühendislik diploması taşıyan da aynı onurlu mücadelenin içindedir. Ancak mesele tam da burada düğümleniyor. İnsanlar, yıllarını vererek edindikleri meslekleri icra edemiyorsa; ediyorsa bile karşılığını alamıyorsa, burada bireysel değil, yapısal bir sorun vardır.
Bir ülkenin gerçek gücü, yetişmiş insan kaynağında saklıdır. O kaynağın heba edilmesi, sadece bireylerin değil, toplumun geleceğinin de israfıdır.
Semt pazarından aldığım renkli çoraplar, bir farkındalık etkinliğinin parçası olacak. Ama o gün benim için asıl farkındalık, pazar tezgâhlarının ardında saklıydı.
Belki de asıl sormamız gereken soru şu:
Büyük emeklerle alınan eğitimin karşılığını bulduğu, insanların kendi mesleklerini yaparak insanca yaşayabildiği bir düzen neden hâlâ mümkün olamıyor?